Her şey danaların delirmesi ile başladı. Ardından garip kuşlar girip oldu, derken kendinde keramet keneler çıldırdı. O da
ne, pusuda bekleyen domuzlar kuşattı sağlığımızı. Yazılan binlerce gazete haberi ve panikleyen milyonlarca insan, öldürülen
yüzlerce insanımız, harcanan milyar dolarlar... Çatı katında bulunan el bombaları derken PKK'nın pabucunu dama attıran ERGENEKON
TERÖR ÖRGÜTÜ(!). Bütün bunlar yetmiyormuş gibi üç günlük dünyada, bendenizin de içine
dâhil edildiği üç günlük zorunlu tatil. 'Yaş mı ya da kurumu hava durumu' derken ardından alçaklara açılım
havarilerinin sevinç çığlıkları ve suratımda ardı ardına patlayan YEDİ TOKAT! Aslında yediğim ne ilk 'Tokat'tı bu, ne de son olacaktı.
Hain pusular Tokat'tan sonra da devam etti. 'AÇILIM'da ısrarlı olanlar ve saz arkadaşları, açılım gerçekleşir, sözde
KÜRT özde PKK şerefsizlerine tavizler ve imtiyazlar verilir ise ben de, benim aziz milletim de artık TOKAT vakasına maruz
kalmayacakmışşşş...!
Sahi, hayatımıza girdiği günden beri müptelası olduğumuz her bölümü milyon dolarlarla servis
edilen 'Kurtlar Vadisi' size SARI ÖKÜZ'ü anımsatıyor mu?
Derken çukurlar vadisinde pusu ile irkiliyorum!
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında Seferberlik Tetkik Kurulu'nda,
"Mühürlü" kozmik evrak odalarında ve bilgisayarlarında savcıların talebi ve mahkeme kararıyla üst üste yapılan aramalar...
Türkiye Cumhuriyeti'nde girmedik delik bırakmayan kösnüler yıllardır o adalara girememenin ızdırabı ile yanıp tutuşurlarken
çilingirle değil, henüz okulda mavi önlük giyen Alperen'in bile yutmayacağı basit bir 'hintlik' ile oradaki iki subaya
yutturulan bir kağıt parcası ile girilen kozmik odalarda günlerdir yayılacak pis kokuyu bekleyen medya kösnüllerinden halen ses seda
yok. Çünkü orada Türkiye Cumhuriyetinin Şanlı Ordusunun "harimi ismeti" mevcuttur.
Bu kadar ulusal fırtınanın
ardından birazda Çerkezköy'de esen rüzgara kulak verelim. Bir insan için akıl, ruh ve beden sağlığı ne kadar önemli
ise, siyaset için de bir o kadar önemlidir bu sağlıklı ruh hali.
Önceki gün Çerkezköy'de toplanan MHP,
adeta gövde gösterisi yaptı. Genel Başkan Yardımcısı Bülent Didinmez Bey'in şeref konuğu olduğu toplantıda partililer başta olmak
üzere belde başkanları belediye başkanları ve önümüzdeki olası erken seçimde beklenti içinde olan zat-ı muhteremler
tam kadro salonda. Herkes pür dikkat hem dünyada hem de ülkede yaşananları ve yaşanması muhtemel olaylara ilişkin
söyleneceklere kulak veriyor. Kuşkusuz, Milliyetçi Hareket Partisi gibi ülke siyasetinde son derece önemli bir partinin genel
başkan yardımcısının söyleyecekleri ülkemizin geleceği için olduğu kadar, Çerkezköy'ün yarınları için de
son derece önemli.
Ordu'ya kızgınlar ve küskünler hariç, MHP protokolü tam kadro salonu doldurmuşken,
önemli bir eksik göze çarpıyor. MHP'nin Tekirdağ'daki vekil mazbatalı tek temsilcisi, Tekirdağ Milletvekili Kamalettin Nalcı
salonda bulunmuyor. Nalcı'nın salonda olmayışı dikkatlerden kaçmıyor. Salondakiler, Nalcı'yı göremeyince peşpeşe senaryolar
üretiliyor. Senaryolar havada uçuşurken, tahminim odur ki; Nalcı da 3G teknolojisi ile salonda olup biteni, an be an
izliyordu...
MHP'nin Tekirdağ'daki ilk milletvekili olma ünvanına sahip olan Sayın Nalcı'nın Çerkezköy'de olmasına
rağmen salonda olmaması ilk bakışta normal görünebilirdi, ama dedik ya, eskiden olduğu gibi artık 'fısıltı gazetesi' ile değil, '3G
hızı' ile yayılıveriyor her şey. Şimdi merak edilen bir soru var; Nalcı Çerkezköy Teşkilatı'na mı ters düştü?, yoksa Genel
Merkez'e mi? Bu gün için flü olan bu yanıt, zaman içinde netleşecek.
Gerçi 'görünen
köye kılavuz arayan meraklı gazeteci arkadaşlar' dayanamayıp, İlçe Başkanı Ordu'ya 'Sayın Başkan, Sayın Vekilimiz nerede?' diye
sormayı ihmal etmemiş oracıkta. İlçe Başkanı Ordu da, Nalcı'nın özel işi olduğundan, bu önemli toplantıya katılamadığını
belirtiyor.
Çerkezköy'de 1980 sonrası adeta dağ olan Ülkücü Hareket ve onun siyasi simgesi MHP, adeta
gönüldaşlarının tırnakları ile kazıdıkları Ülkü Dağı'na ekilen tohum yıllar sonra da olsa 2007 Genel Seçimleri'nde ilk
fidesini verdi. Milliyetçiler yıllarca tırnakları ile kazıdıkları dağın eteğine gömüyorlar Nalcı'yı. Vekil toprağı beğenmemiş
görününce, ülkücüler de vekili benimsemedi. Genetiği ile oynanan gıda misali GDO'lu olduğunu
söylüyorlar...
Bu konuyu burada bırakıp, şimdi biraz da içinde bulunduğumuz toplumu yüzeysel anlamda irdeleyelim. Ama
nekadar yüzeysel bile irdelersek, Çerkezköy'de hem ekonomik hayatta hem sosyal hayatta, akıl kafesinin çoktan kırıldığını
görürüz...
Çerkezköy'de, 'kim kimle küs?' diye şuraya yazmaya kalksak sayfalar almaz. Dedikodu, ekonomik
dinamiklerimizi yerle bir ederken, fertler arasında barışın temellerini de dinamitliyor. Her sektörde olduğu gibi, siyasette de rekabet
kurallarının ötesinde amansız bir düşmanlık hüküm sürüyor. Bırakın siyaseti, ticareti, dostlarınızla oynadığınız okey
masasında bile durum bundan farklı değil.
'Cehennemin gayya kuyuları' misali derin ve karanlık bir dedikodu fırtınasının, sabahtan akşama
kadar Çerkezköy'ü bıkmadan usanmadan dövdüğünü görürsünüz. Herkes ticari veya siyasi
rakibine adeta diş biliyor. Kimse bu tespitin aksini ortaya koyamaz...
Rahmetli dedem 'Huzur olmadan lokma boğazdan geçmez...'
derdi. Siyasette toplumsal barışı ön plana çıkartacak projeler geliştirilmesi için, Kaymakamımız, Siyasilerimiz, Belediye
Başkanlarımız, Emniyet güçlerimiz, Ticaret Odamız, Siyasi Partilerimiz, Sivil Toplum Örgütlerimiz, sözde değil
Çerkezköy için özde bir masa etrafında toplanabilmeli...
Siyasal hayatta, dedikodunun önü alınamazken,
hemen hemen her köşe başında dedikodu kazanları kaynarken, Siyasete barışı, siyasete seviyeyi getirecek kanaat önderlerimiz
büyüklerimiz nerde dersiniz? Maşallah kimileri pişpirik masasından, kimileri de seccadeden başlarını kaldırmıyor...
Bakın Yunus
ne diyor;
Bir kez gönül yıktın ise Bu kıldığın namaz değil Yetmiş iki millet dahil Elin yüzün yumaz değil
Bu
insanları bir araya getirmek kaynaştırmak, asgari müşterekte buluşturmak, başta idarecilerimizin ve siyasetçilerin boynunun borcudur.
Makam sahibi olan, o makamı isteyip de olamayanı kucaklasın. Makamı kaybedenler de kayıplarına üzülmek yerine; Hz. Mevlana'nın, 'Ehil
olmayanlara sabretmek, ehil olanı parlatır' cümlesiyle teselli bulsun. El birliği ile Akıl Padişahını yeniden çağıralım, evlerimize, iş
yerlerimize, makamlarımıza, sofralarımıza. Tüm kurumlarda biran önce Fitnenin önünü alalım. Dünyanın gözdesi
Çerkezköy'ü bir seviyeye çıkarmak istiyorsak önce kendimizden başlayalım, akıl seviyemizi bir kez daha kalibre edelim.
Rahmetli dedemin şu güzel sözü geldi aklıma; "Odun odunu yarar, ahmak kendini yorar."
Bu arada deliren danalar
akıllanıverdi, grip olan kuşlar deseniz onlarda atlattı çok şükür. Malum mevsim kış keneler toprak altında, domuzlar her ne kadar
medyanın ve sağlık bakanlığının gündeminden düşse de ne zaman nerede karşımıza çıkacak, belli değil...Yanı başımızdaki Silivri
yerleşkesinde, Ergenekon Terör örgütü yargılamaları devam etmekte. Her ne kadar 2010'un ilk günlerini yaşıyor olsak da,
Çerkezköy'deki siyaset halen 1990'lardan kalma zihniyet ile işbaşında.
Peki, 'Çerkezköy'de hiç mi
güzel şeyler olmuyor?' dersiniz. Elbette çok güzel şeyler de oluyor. 2007 yılında çok zor şartlarda görevini ifa eden
Çerkezköy İlçe Emniyet Müdürlüğü bugün gelinen nokta itibarı ile başta İlçe halkının huzur ve
güveni teminat altına aldı.
Çerkezköy'de göreve başladığı gülerde İlçe halkı ve kurumları ile inşa
ettiği gönül köprüsü sayesinde, Çerkezköy Halkı'nın takdirini kazanan, onların gönlüne giren Emniyet
Müdürü Sayın Cemal DALMAN'a, her gün her an o güven köprüsünden geçen, 23 yıldır bu İlçede
yaşayan bir birey olarak bir kez daha teşekkürü bir borç biliyorum. Her zaman iyi ve güzel haberlerde buluşmak dileği
ile...