Memleket meselelerini öğrenmeye merak edip çeşitli kitaplar okumaya başladığım dönemden itibaren, Türkiye’mizde gizli-açık ne derseniz deyiniz bir ayrımcılık olduğunu gördüm. Görevim gereği Van’a gittiğim 1958 yılında daha iyi anlamaya başladım.
Sivas’tan sonraki tren yolculuğumda Muş’a kadar gördüklerimi hala unutmuş değilim. Hele Van’a gitmek için Muş’ta üç gün otobüs beklemek hiç unutulur mu?
Okullarımızda, hayatın gerçeklerine göğüs gerecek bir şekilde yetiştirilmediğimizi göreve başlamadan önce yolda öğrenmiştim! Gideceğim Muradiye’nin Haçişhatun Köyü’nde ne yapacaktım? Kara kara düşünceler içinde buralardan nasıl kurtulurum sancısı sardı içimi. Bir tarafta gençlik, gariplik ne yapacağımı bilememek.
Ben ve benim gibiler yurdumun insanlarına nasıl faydalı olacaktık?
Hafızamdan silinmeyen o yılları düşündükçe, devleti yönetenlerin ülkemize inançla el atmadıklarını ve sadece koltuklarını korumak için çalıştıklarını söyleyebiliyorum.
****
1950 yılından itibaren başlayan iktidar muhalefet kavgası sebepsiz mesnetsiz karalamalarla şiddetini artırarak 1960 darbesini getirdi!.
O günlerden beri de memleket sathına kin, öfke, nefret tohumları savruldu.
Askeri idarelerin gölgesinde sindirilmiş halk kitlesi orduya karşı bilendi!
Eğer 27 Mayıs harekâtını yapanlar adil ve hakkaniyetle iş yapmış olsalardı. Türkiye içinde bulunduğu buhranlı yılları yaşamayacaktı.
Kardeş kavgası sözleriyle de çalkalanmayacaktı!..
Askeri darbeleri bilerek veya bilmeyerek alkışladık!
Ama, siyasetçiler görevlerini yapmayacak olursa;
Kime hesap vermelidirler?
Diye bir sual sormaya cesaret edenimiz olmadı!
Aman ha, yanlış değerlendirmeyiniz. Askerler hesap sorsun demek gibi ilkel bir düşünce de kimsenin aklının ucundan geçmesin.
İktidarlar çoğunluğun gücüne dayanarak hareket eder, muhalefet partilerini ezme gayretleri içinde olursa, vatandaşlar arasında ayrım yaparsa bir milletin, huzur ve güvenliğinden bahsetmek mümkün mü? Geleceğinin aydınlık olabileceğine inanılır mı?
Böyle durumlarda toplum içinde iyi vatandaş, iyi insan kalır mı?
Şike iddiaları… Ve çıkarılan özel yasalar!
Suriye üzerinde ABD yandaşlığı ve İran tehditleri…
ABD’den gelen heyetlerle yapılan ikili görüşmeler…
Gündemden düşürülemeyen Ermeni soykırımı dayatmaları,
Görev süresini bilmeyen Cumhurbaşkanımızın durumu!
İktidarın bitmeyen AB sevdası,
Kahramanmaraş olayları dolayısıyla kabuk sarmış yaraların deşilmesi!
“Suçum ne” diye aylardır çile çeken tutukluların adalet isteyişleri,
İleri demokrasi havarilerinin öğrencilere ve halkımıza orantısız güç kullanması!
Son tutuklamalar ve budan sonra sıra kimlerde endişesi!
Peki, ülkede bunlar konuşuluyor da neler oluyor? Kin, öfke, nefret yüreklerimizi parçalamıyor mu? Dağ gibi sorunlarla boğuşan ülkemizde, yıllardır iyi şeyler de oluyor ama insanlığımızın kaybolduğunu söyleyebilecek bir vicdan sahibi çıkamıyor.
Allah, Başbakanın merhametine sığınmış milletimizin iki dudağı arasından çıkacak sözlerin, artık hayırlara vesile olması için yeni yılda dualar edelim! Ülkemizde şefkat, merhamet, adalet ve vicdan yıldızlarının parlaması için niyazda bulunalım.
GÜNÜN SÖZÜ:
“Bugünkü kanunlar, büyük sineklerin delip geçtiği, küçüklerin de takılıp kaldığı bir örümcek ağı gibidir.”